KALİTE, TKY, İNSAN BİYOLOJİSİ VE İÇSEL SÜREÇ DEĞİŞKENLİĞİ ÜZERİNE
- Basak IŞIK

- 14 Nis
- 3 dakikada okunur
Nefes çalışmalarının çalışan sağlığı üzerinden Toplam Kalite Yönetimi’ne etkilerinden bahsetmeden önce belki de konuya Toplam Kalite Yönetimi (TKY)’den bahsederek girmek gerekiyor.
Kalite kavramının ne olduğunu üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Ancak yine de burada kısaca üzerinden geçmek yerinde olur. Kökenini Latince “qualis” kelimesinden alan ve İngilizce karşılığı “quality” olan kalite kelimesini, sözlükler bir şeyin nitelik ve nicelik açısından uygunluk veya üstünlük derecesi gibi tanımlıyor. Günümüzün hızlı tüketim dünyasında müşteri beklentilerinin olumlu yönde aşılması olarak tanımlayanlar da var.

Modern endüstriyel yönetim paradigması, kökleri Frederick Winslow Taylor’ın “Bilimsel Yönetim” ilkelerine dayanan ve W. Edwards Deming, Joseph Juran gibi öncülerle zirveye ulaşan deterministik bir dünya görüşüne sahip ve bu görüşün en gelişmiş uygulama biçimi süreçlerdeki sapmaları (veya diğer bir deyişle varyasyonları) minimize ederek standart, öngörülebilir ve hatasız çıktılar elde etmeyi hedefleyen Toplam Kalite Yönetimi (TKY).
TKY felsefesi, makine, hammadde ve lojistik süreçlerden kaynaklı “dışsal ve süreçsel değişkenlikleri” kontrol altına almak konusunda tartışmasız bir başarı sağlamıştır sağlamasına ancak sistemin en kritik bileşeni yine de “insan”dır. İnsan bilişsel, duygusal ve bağlamsal sınırlara sahiptir ve bu sınırlılıklar ile karşılaşan mekanik mükemmeliyet arayışı da kaçınılmaz olarak yapısal bir sınırla yüzleşmek zorunda kalır.
Endüstriyel sistemlerin “doğrusal ve standart performans” talep ederken insan biyolojisinin doğası gereği “döngüsel ve değişken” yapıya sahiptir. Literatürde “Biyolojik Değişkenlik” (Biological Variability) olarak tanımlanan bu olgu vardır. Canlı organizmaların homeostazi (iç dengeyi) korumak adına iç ve dış uyaranlara sürekli değişen tepkiler verir. Bir makinenin kalibrasyonu bozulmadığı sürece aynı çıktıyı vermesi normaldir. İnsan beyni ise günlük biyolojik ritimler, hormonal döngüler ve çevresel faktörlerden kaynaklanan strese bağlı olarak gün içinde önceden kestirilemeyen yani istatistiksel olarak değişken bir performans eğrisi çizer.
Bicheno & Holweg 2016 yılında yayınlanan “The Lean ToolBox- A Handbook For Lean Transformation kitabında “yalın” kavramının sadece araçlar değil, davranış odaklı (behaviour-driven) bir yapı olduğu vurgular. Bu bağlamda TKY literatüründe genellikle “insan hatası” veya “dikkatsizlik” olarak etiketlenen durum, aslında çalışanın “İçsel Süreç Değişkenliği”nden (Internal Process Variability) kaynaklanmaktadır.
Özellikle yoğun stres ve baskı altında, çalışanlarda pre-frontal korteks (PFC) aktivitelerinin baskılandığı ve karar verme mekanizmalarının, analitik süreçlerden (Sistem 2) otomatik ve dürtüsel süreçlere (Sistem 1) kaydığı gözlemlenmektedir. Bu durum “Stres Kaynaklı Müzakereden Sezgiye Geçiş” (Stress Induced Deliberation-to-Intuition – SIDI) modeli ile açıklanmaktadır (Yu, 2016).
Mevcut kalite yönetim araçlarının (kontrol grafikleri, balık kılçığı diyagramları vb.) insan fizyolojisinden kaynaklanan bu “nörobiyolojik gürültüyü” tespit etmek ve yönetmek konusunda yetersiz kalması, “Sıfır Hata” ve “Sürekli İyileştirme” hedeflerinin önündeki en büyük ancak en az yönetilen engeldir.

Günümüzde çalışan sağlığı, yalnızca kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile sınırlı değildir. Artan stres seviyelerine bağlı olarak karmaşık psikosomatik semptomlarla kendini göstermektedir. Örneğin özellikle, gastro-intestinal sistem, otonom sinir sistemi ile olan doğrudan bağlantısı nedeniyle stresin fiziksel etkilerinin ilk görüldüğü alanlardan biridir Literatürde “İkinci Beyin” olarak adlandırılan sindirim sisteminde (daha nokta atışı belirtmek gerekirse burada kastediken sindirim sisteminin duvarlarına gömülü olan Enterik Sinir Sistemi (ESS)’dir), kronik stres altında gözlenen bağırsak-beyin etkileşimi bozukluklarının (özellikle irritabl bağırsak sendromu gibi
fonksiyonel gastro-intestinal rahatsızlıklar başta olmak üzere) çalışanların iş performansı üzerinde anlamlı olumsuz etkiler yarattığı gözlenmiştir.
Çok merkezli ve küresel ölçekte yürütülen bir çalışmada, bu tür bozukluklara sahip bireylerin, sağlıklı popülasyona kıyasla daha yüksek düzeyde işe devamsızlık (absenteeism), işe devam halinde verimsiz çalışma (presenteeism) ve genel aktivite kaybı yaşadığı rapor edilmiştir (Sperber vd., 2023). Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun ortak çalışması olan ve 28 Eylül 2022 de yayınlanan İşyerinde Ruh Sağlığı: Politika Özeti’ nde de sıklıkla göz ardı edilen bu görünmez maliyetin çalışanların karar alma mekanizmalarını zayıflattığı ve operasyonel süreçlerde aksamalara neden olduğu belirtilmektedir (DSÖ & ILO, İşyerinde Ruh Sağlığı: Politika Özeti, 2022).

TKY, nörobiyoloji ve nefes biliminin kesişim noktalarına dair derinlere daldığımız, çalışan sağlığı ve operasyonel verimlilik arasındaki görünmez bağları keşfettiğimiz yazı dizimiz devam edecek.
Nefesle, nefeste kalın...


Yorumlar