top of page
  • Instagram
  • LinkedIn

GÜNDE SADECE 5 DAKİKA.

19 saat önce
3 dakikada okunur

VE TAM 2 HAFTA BOYUNCA...


"Nefes Bilimi: Kendi deneyiminizde tek değişkenle solunum pratiği"
"Nefes Bilimi: Kendi deneyiminizde tek değişkenle solunum pratiği"

Pazartesi günü sabah uyandınız ve o meşhur 4-7-8 tekniğini denediniz. Çarşamba günü, "Acaba Kutu Nefesi daha mı iyi?" deyip ona geçtiniz. Cuma günü sosyal medyada gördüğünüz "uzun ver, kısa al" taktiği aklınızı çeldi ve bir de onu denediniz. Üstelik bu hafta uykunuz da biraz bozuktu ya da kahveyi azaltmıştınız. Peki sizce hangisi gerçekten size daha iyi geldi?


Muhtemelen cevabı siz de bilmiyorsunuz. Çünkü hiçbir tekniğe, aslında kendini gösterebilmesi için o şefkatli zamanı ve tekil alanı tanımadınız.


Bu telaşlı deneme-yanılma hali sadece bize özgü değil; bazen bilim dünyası bile bu karmaşanın içine düşebiliyor. Örneğin daha bu ay Medical Sciences dergisinde çok taze bir araştırma yayımlandı. Araştırmacılar, 6 saniye nefes alıp, 6 saniye tutup, 6 saniye verenlerle; nefesi hiç tutmadan sadece 6 saniye alıp 6 saniye verenleri karşılaştırdı. Sonuçta "nefesi tutan" grubun kalp atış hızı değişkenliği (HRV) daha çok gelişme gösterdi.


Buraya kadar hikâye çok net görünüyor: "Demek ki nefesi tutmak daha iyi!"


Ancak yazarların dürüstçe itiraf ettiği çok kritik bir detay var. İlk bakışta nefesin yavaşlaması, bedenin rahatlayarak verdiği doğal bir 'sonuç' gibi görünebilir. Oysa bu çalışmada nefesin yavaşlaması (dakikada alınan nefes sayısının düşmesi) bir sonuç değil, bizzat araştırmacıların kronometreyle dayattığı matematiksel bir değişken haline gelmişti. Şöyle düşünün:Nefesi tutan grup (6 al - 6 tut - 6 ver) bir döngüyü 18 saniyede tamamlarken, tutmayan grup (6 al - 6 ver) 12 saniyede tamamlıyordu.


Haliyle nefesi tutan grup, döngü uzadığı için ister istemez dakikada daha az nefes almıştı (dakikada 3,3 nefese karşı 5 nefes). Yani ortada teste sokulan tek bir şey değil, iki farklı değişken (komut) vardı; hem nefes tutulmuştu hem de solunum frekansı yavaşlatılmıştı. HRV'deki bu yükselişin nefes tutmaktan mı, yoksa sadece dakikada daha az nefes almaktan mı kaynaklandığını kesin olarak söylemek maalesef mümkün değildi.


Geçen yıl yapılan başka bir çalışmada da benzer bir durum yaşandı. Altı hafta boyunca nefes çalışan iki kadın grubundan biri, geceleri uyurken diğer gruptan farklı olarak bir de ağzına bant takarak ağızdan solunumu tamamen sıfırladı.  Süreç sonunda iki grubun da stresi azaldı ama aralarında anlamlı bir fark oluşmadı. Bu sonuca bakıp "nefes egzersizleri işe yaramıyor" ya da “ağız bantlamak işe yarıyor” diyebilir miyiz? Çünkü orada aslında nefesin kendisi değil, ağız bandı ile ağız nefesini sıfırlamanın ekstra bir fayda sağlayıp sağlamadığı test ediliyordu.


Toplam Kalite Yönetimi'nde (TKY) sarsılmaz ve çok sade bir kural var: Bir süreci iyileştirirken, aynı anda iki parametreyi birden değiştiremezsiniz.


Bu şu demek: Eğer bir üretim bandında veya kurumsal bir süreçte hata ararken her şeyi aynı anda değiştirirsek, sonucun hangi hamleden kaynaklandığını asla bilemeyiz


O halde, fabrikalardaki makinelere veya şirket süreçlerine gösterdiğimiz bu "tek değişken" özenini, kendi biyolojimizden ve sinir sistemimizden neden esirgiyoruz? Laboratuvarda veya bir kalite denetiminde asla kabul etmeyeceğimiz o sabırsız tasarımı kendi bedenimize neden uyguluyoruz?


Kendi üzerimizde de eğer "genel bir esenlik hali" üzerinde çalışıyorsak günün farklı saatlerinde ihtiyaca göre farklı nefes teknikleri ile ilerleyebiliriz. Ancak belirli bir konu üzerinde çalışıyorsak, örneğin uykusuzluk veya odaklanamama gibi, bir iyileştirme yaparken önce en basitinden başlamalıyız. Sadece nefes al, nefes ver mesela...4 saniyeye mi yetiyor nefesiniz? 4 saniye alın, 4 saniye verin..6 saniyeye çıkabiliyor musunuz? O zaman 6 saniye nefes alın, 6 saniyede nefesinizi verin. Günde sadece beş dakika. Ve tam iki hafta boyunca.


Hayatınızdaki başka hiçbir şeyi, kahvenizi, uykunuzu veya diyetinizi eşzamanlı olarak kökten değiştirmeyin.

Kendinize takip edecek tek bir pusula seçin: Sabah uyanışınız mı, öğleden sonra saat üçte yaşadığınız o meşhur çöküş mü, yoksa uykuya dalma süreniz mi? Hepsini değil, sadece birini izleyin. İki hafta sonra zihninizde veya bedeninizde bir ferahlık varsa, o şifanın sahibi bellidir. Nefesi tutmayı veya farklı bir tekniği iste o temel oturduktan sonra, yepyeni bir değişken olarak sürecinize ekleyebilirsiniz.


Unutmayın; kalite yönetimi dediğimiz şey aslında çok şefkatli bir alışkanlıktır: Değiştirdiğiniz şeyi ölçmek, ölçtüğünüz şeyi tek tek, sabırla değiştirmek.


Kurumsal dünyayı bu ilkeyle iyileştirirken, kendi içsel dengenizi de aynı özen ve sabırla inşa etmeye ne dersiniz?


Şimdi şöyle güzel bi nefes alın ve İyiBiNefes'le nefeste kalın.


İyi haftalar..

 

Yorumlar


bottom of page